KAMUOYUNA SAYGIYLA DUYURULUR

Türkiye’nin yakaladığı birikim ve geldiğimiz nokta itibariyle; Demokrasinin pekişmesine giden yolda maddi ve manevi kalkınma açısından ülkemiz ve üniversitelerimiz önemli bir ivme yakalamış bulunmaktadır. Demokratik, katılımcı ve Avrupa Birliği sürecinde kararlı, İslam dünyasına moral veren, kendi içinde şeffaf, hak-adalet ölçülerine, eşitlik ve imtiyazsızlık esasına dayalı bir Türkiye ufku ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu süreçte önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri bugüne kadar elde edilen bütün bu kazanımların korunarak geliştirilmesi, demokrasinin ve hukukun daha da kurumsallaşması, siyasi ve ekonomik istikrarın devamı bakımından büyük önem taşımaktadır.

Geçmiş dönemin ağır bürokratik vesayetini temsil eden ve buna uygun bir siyasi yapıyı ve yönetim anlayışını benimseyen oluşumlarla Türkiye’nin yeni kazanımlar elde etmesi mümkün değildir. Çoğulcu ve demokratik bir Türkiye’de yaşama coşkusu, ancak toplumsal mutabakat ve kamuoyu vicdanına kulak vererek yakalanabilir.

Hukukun üstünlüğünün gerekleri dışında hiçbir vesayeti kabul etmeyen, her koşulda demokratik direncini ve toplumsal değerlerin korunması yönünde akademik çizgisini korumayı başaran AKADEMİK DAYANIŞMA, ARAŞTIRMA ve GELİŞTİRME(ADAG) camiası, bir sivil toplum kuruluşu bilinciyle vesayetçi oluşumların her zaman karşısında yer almıştır. Bugün artık toplumun önemli bir kısmında bir karşılığının kalmadığını sevinerek gördüğümüz söz konusu vesayetçi anlayışa bir takım zorlama değerlendirmelerle sahip çıkılması akademik camiamızca yadırganmaktadır. “Hakkın hatırı alidir, hiçbir hatıra feda edilmez” ilkesine dayalı olarak, toplumun ve camiamızın ortak vicdanını rahatsız edecek hiçbir hareket ve yapılanma, nereden ve kimden gelirse gelsin, hakikat ve hakkın ifadesi karşısında koruma görmemelidir.

Avrupa Birliği sürecine ve İslam Birliğine giden yolda, istikrardan yana, sivil bir anayasa ile demokratik bir ülke standardına kavuşmak istiyoruz. Bu süreçte üniversitelerimiz dâhil tüm ülkede elde edilmiş olan istikrarı koruyacak; ileri taşıyacak ve sürdürülebilirliğini sağlayacak değişime önem vererek, kardeşçe yaşamak için kurumsal tecrübeyi tavsiye ederiz.

Akademik camia olarak her alanda ülkemizin kalkınma trendinin düşmeyeceği bu gidişat için Cumhurbaşkanlığı seçiminde, ülkemizde demokrasinin gelişmesi adına verdiği hizmete binaen Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a destek vereceğimizi, seçim süreci sonrasında ise seçilecek yeni Cumhurbaşkanımızın demokratik bilinç ve hürriyetler için gerekli çalışmaları yapmasının kararlılıkla takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla sunarız.


                                         BÜTÜN KAMUOYUNA SAYGIYLA DUYURULUR

Türkiye'nin yakaladığı birikim ve geldiğimiz nokta itibariyle; Demokrasinin pekişmesine giden yolda maddi ve manevi kalkınma açısından Türkiye önemli bir ivme yakalamış bulunmaktadır. Demokratik, katılımcı ve AB sürecinde kararlı, İslam dünyasına moral veren, kendi içinde şeffaf, hak-adalet ölçülerine, eşitlik ve imtiyazsızlık esasına dayalı bir Türkiye ufku ortaya çıkmıştır.

Böyle bir ortamda yaşaya geldiğimiz siyasi kaosu kabul edilebilir bulmuyoruz. "Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur" prensibi çerçevesinde herkesi; itidale, sükûnete ve kamu yararını üstte tutmaya davet ediyoruz.

Dini cemaatlerin iman ve irşat ekseninde topluma kapsayıcı bir dille ve şefkatle bakmaları, siyasetin kendi mecraında akmasını tıkayacak süreç ve müdahalelerden uzak durmaları, demokrasinin konsolidasyonu açısından zorunludur.

Toplumun sağduyusuna güvenmek, meşru siyaset zeminlerine, yasama ve yürütme erki ile yargının kendi anayasal çerçevesinde ilerlemesine rıza göstermek gerekmektedir.

Hangi gerekçe ile olursa olsun, bürokratik vesayeti hortlatacak ve buna zemin hazırlayacak her türlü söylem ve davranışlardan uzak durmaya ve herkesi seçilmişlerin siyasetine saygılı olmaya davet ediyoruz.

Bu meyanda siyasetin demokratikleşmesi, yeni bir anayasanın acilen toplum vicdanına layık bir hassasiyetle yapılması, kardeşliğimizi pekiştirici söylem ve eylemlerle birbirimizi beslememiz önem arz etmektedir.

Demokrasimizin pekişme sürecinde moral kaynaklarımızı, maddi ve manevi gelişimimizi ve şevkimizi arttırıcı bir söylem ve üsluba, dikkat ve itinaya, sevgi ve saygıya hepimizin ihtiyacı bulunmaktadır.

Çoğulcu ve demokratik bir Türkiye'de yaşama coşkusunu, ancak toplumsal mutabakat ve kamu oyu vicdanına kulak vererek yakalayabiliriz.

Bu çerçevede, aşağıdaki hususları kamu oyu ile paylaşma ihtiyacı duyuyoruz:

1-Siyasetin legal ve meşru araçlarla yapılması zorunludur. Siyasetin legalitesini ve meşruiyetini darbeleyen yaklaşımlar demokrasimize ciddi zararlar vermektedir.

2-Yerleşik bir demokraside, siyasetin ve bürokrasinin topluma hesap vermesinin iki ana mecrası vardır: seçimler ve yargı. Türkiye seçime giderek ilk mecrayı harekete geçirmiş durumdadır. Yargı ayağı ise, yargının şeffaflığı, hesap verebilirliği ve adaletin temsili açılarından ciddi zaaflarla maluldür. Seçimlerin aynı zamanda yargı mecrasının sağlıklı bir işleyişe kavuşmasının yolunu açmasını umuyoruz.

3-Devlet üzerinde, hukukun üstünlüğünün gerekleri dışında hiçbir vesayet ve kayıt dışı siyasetin gölgesi kabul edilemez.

4-“Hakkın hatırı alidir, hiçbir hatıra feda edilmez” ilkesine dayalı olarak, toplumun ortak vicdanını rahatsız edecek hiçbir hareket ve yapılanma, nereden ve kimden gelirse gelsin, hakikat karşısında ve hakkın ifadesi karşısında koruma görmemelidir.

5-Vesayetçi istibdat, her türlü çatışmanın ve ayrışmanın sebebidir. Siyasi, sosyal, kültürel, ilmi, ekonomik ve elde edilmiş imtiyazlara dayalı her türlü istibdadın kötülüğü karşısında meşru hakların güvence altına alınması sağlanmalıdır. Hiçbir mazaret ve gerekçe istibdat sebebi olamaz. İstibdadın her türlüsüne karşı olmak bir vecibedir.

7-Bediüzzaman ve Risale-i Nur, tarihin vicdanından beslenen ve Kur’andan mülhem hakikatlerle Anadolu’da inşa olunan bir iman ve irşat hareketi olarak her kesin ortak emanetidir. Bu millet Risale-i Nur’a ve müellifi Said Nursi’ye saygılı bir şekilde değer verme alicenaplığını hep göstermiştir. Bu emanet, devlet ve dini cemaatler dahil, hiçbir grup, kişi ve temsilin inhisarı altına alınamaz. Dünyevi maksatlar ve siyasi cereyanlarla ideolojik emellerin bir eklentisi veya tarafı yapılamaz.

Bununla birlikte, Risale-i Nur dairesinin mültezimleri, meşru hürriyetlerden yanadır; hak ve hakikat etrafında taraftır. Bediüzzaman, bu ulvi hakikatleri, eserleri ve hayatıyla bizzat ortaya koyarak bütün İslam alemine ve insanlığa örnek olmuştur.

İçinde bulunduğumuz kaotik durumun dini, insani ve toplumsal açılardan kabul edilemez olduğunu bir kez daha vurguluyoruz. Milletimizin, İslam dünyasının ve insanlığın ortak değerleri etrafında, herkesi sağduyu ve basirete davet ediyoruz.

AKADEMİK DAYANIŞMA, ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME DERNEĞİ ÜYELERİ

 

 

© 2014 ADAG | AKADEMİK DAYANIŞMA DERNEĞİ
Tasarım ve Uygulama İnotek Bilişim